Kalp Kırmak, Kabe’yi Yıkmak Gibidir: Kimin Sözü?
Evet, kalp kırmanın ne kadar kötü bir şey olduğunu hepimiz biliyoruz. Birine kötü bir söz söylemek, ya da yanlış bir şey yapmak, insanın vicdanını sızlatıyor. Ama bir de “Kalp kırmak, Kabe’yi yıkmak gibidir” sözü var ki, bu gerçekten de her seferinde aklımda bir yerlerde yankı yapıyor. Bu cümleyi ilk duyduğumda, “Cidden mi? Kabe’yi mi?” diye sordum kendi kendime. Çünkü bu kadar büyük bir kıyaslama yapmak, insanı gerçekten şaşırtıyor.
Peki, bu cümleyi kim söyledi? Acaba gerçekten de bir filozof ya da büyük bir düşünür müydü? Yoksa sadece bir Twitter kullanıcısı mı? Gelin, biraz eğlenceli bir şekilde inceleyelim.
Bu Söz Kimin?
“Kalp kırmak, Kabe’yi yıkmak gibidir” sözü, genellikle eski tasavvuf düşünürlerinden biri olarak kabul edilen Mevlana’ya ait olduğu söylenir. Hatta, birçoğumuz bu cümleyi duyar duymaz, Mevlana’nın derin düşüncelerini, insanın içsel dünyasını ve kalp ile olan ilişkisini anımsarız. Ama tabii, her şeyin de bir abartısı vardır. Kabe’yi yıkmak gerçekten de neredeyse imkansız bir şeyken, bir insanın kalbini kırmak o kadar kolay mı? Biraz iddialı bir kıyaslama, değil mi?
Açıkçası, bu sözün altında yatan derinliği hep takdir etmişimdir. Kalp kırmanın gücünü, etkisini anladım. Ama bir yandan da, her işin ölçüsü var. Mesela, geçen gün bir arkadaşım, “Kalp kırmak, Kabe’yi yıkmak gibidir” dedikten sonra, kahkahalarla “Kabe’yi yıkmak falan… sen de ne kadar abarttın!” demişti. Ben de ona bakıp, “Yani, tabii… biraz daha dikkatli konuşalım” dedim. Ama bu şaka, her şeyin ne kadar ciddi olduğunu hatırlatıyor. Bir kalp kırmanın, bazen gerçekten büyük bir zarar verdiğini düşünüyorum.
Kalp Kırmak Gerçekten Kabe’yi Yıkmak Gibidir Mi?
Evet, mantıklı bir kıyaslama yapmak gerekirse, kalp kırmak, insanın içinde bir şeyleri dağıtmak gibi. Yani, öyle anlar gelir ki, insan birini kırar ve sonra o kişiyle aranızda bir şeylerin eksildiğini hissedersiniz. Ama, Kabe’yi yıkmak, gerçekten de bir tarihin, bir kutsal mekânın yok olması demek. Biraz da “yüksek sesle” düşündüğümde, aradaki farklar büyüdükçe, bana kalp kırmanın bu kadar büyük bir kıyaslama ile anılması garip gelmeye başlıyor.
Mesela, geçtiğimiz hafta anneme tatlı bir şekilde “Bunu daha önce yapmıştık, hatırlıyor musun?” dediğimde, gözlerinde beliren hayal kırıklığını gördüm. İçim acıdı. Kalp kırdım, değil mi? Ama sonra düşündüm, “Yani Kabe’yi yıkmadım ya!” diye kendi kendime rahatlatmaya çalıştım. Evet, birinin kalbini kırmak gerçekten önemli ama Kabe’yi yıkmak… “Bunu yapabilir miydim?” diye düşünmek bile bence biraz fazla.
Sosyal Hayatta Kalp Kırmak
Aslında, her gün, küçük küçük kalp kırmalarına tanıklık ediyoruz. Bir arkadaşımızın duygularına yabancılaşmak, iş yerinde biriyle tartışmak ya da trafikte sinirli bir şekilde birine bağırmak gibi… Günlük hayatın içinde “minik Kabe yıkımlarına” sürekli denk geliyoruz. Bu kadar küçük olayların aslında ne kadar büyük etkiler yaratabileceğini görmek, düşündürücü.
Bir düşünün, metroda, sabah işe giderken, birinin yanlışlıkla çantasını çarptığınızda bile o kişi bir anda sinirli bir bakış atıyor. “Ah, üzgünüm” diyorsunuz ama o bakış sizi huzursuz ediyor. İşte o an, “Acaba kalp mi kırdım?” diye düşünüyorsunuz. Ve sonra başlıyorsunuz, birinin kalbini kırmanın sadece kelimelerle olmadığını, aynı zamanda davranışlarla da yapılabileceğini fark ediyorsunuz.
Kendimle Dalga Geçerken…
Hani ben de sürekli espri yapıyorum ya, bazen bazen gerçekten de şaka yaparken “acaba bu şaka biraz fazla mı?” diye düşünüyorum. Bir arkadaşım geçenlerde bana şöyle dedi: “Bazen çok takıyorsun, bu kadar kafaya takmana gerek yok.” Ben de birden “Aaaa! Kabe’yi mi yıktım şimdi?” diye espri yaptım. Ama o an düşündüm, gerçekten de küçük şakalar, bazen kalp kırmaya neden olabiliyor. O yüzden, sosyal medya paylaşımlarımda da bazen ne kadar dikkatli olmalıyım diye düşünüyorum.
Sonuç: Kabe’yi Yıkmamak
Tabii ki, Mevlana’nın söylediği gibi, kalp kırmak, gerçekten de çok büyük bir zarar demek. Kalp, insanın en değerli varlıklarından biri. Ama “Kabe’yi yıkmak”la karşılaştırmak ne kadar doğru? Sonuçta, birinin kalbini kırmak bir daha tamir edilmesi çok zor bir yaraya neden olabilir. Hepimiz yanlış yapıyoruz. Ama her gün kendimize şu soruyu sormalıyız: “Bugün birini kırdım mı? Eğer kırdıysam, nasıl onarabilirim?”
Bundan sonra, en azından ben, kendimi daha dikkatli olmaya zorlayacağım. Kabe’yi yıkmam, ama en azından birinin kalbini kırmamaya çalışırım. Hem, kim bilir, belki bir gün gerçekten de Mevlana gibi derin bir insan olurum. Yani, tabii… belki.