Bir Etiketin Eşiğinde: “Psikoz tanısı nasıl konur?” sorusuna toplumsal bir yerden bakmak
Bir insanın “psikoz” tanısı alması, çoğu zaman tek bir an, tek bir cümle ya da tek bir muayene gibi anlatılır. Oysa bu tanının etrafında dolaşan süreç, yalnızca bireyin zihninde olup bitenlerle ilgili değildir; ailelerin kaygıları, kurumların dili, toplumun normları ve güç ilişkileri bu sürecin sessiz ama etkili aktörleridir. Bu yazıya belli bir meslekten, klinik bir kürsüden ya da akademik bir unvandan konuşarak değil; insanlarla, hikâyelerle ve çatışmalarla iç içe yaşayan biri olarak başlamak istiyorum. Çünkü “psikoz tanısı nasıl konur?” sorusu, aynı zamanda “toplum kimi, ne zaman ve hangi koşullarda ‘hasta’ olarak tanımlar?” sorusudur.
Bu yazıda önce temel kavramları netleştireceğim; ardından tanı sürecini toplumsal normlar, cinsiyet rolleri, kültürel pratikler ve güç ilişkileri çerçevesinde ele alacağım. Amaç, tanıyı reddetmek ya da yüceltmek değil; onu sosyal bağlamı içinde görünür kılmak.
Psikoz nedir? Tanıdan önce kavram
Psikozun temel tanımı
Psikoz, en genel anlamıyla kişinin gerçeklikle kurduğu ilişkinin belirgin biçimde bozulduğu bir durumu ifade eder. Halüsinasyonlar (olmayan sesleri duymak, görüntüler görmek), sanrılar (gerçekle uyuşmayan ama kişi için sarsılmaz inançlar) ve düşünce-dağınıklığı bu başlık altında sayılan temel belirtilerdir. Burada önemli bir nokta var: Psikoz, tek başına bir hastalık adı değil; farklı ruhsal bozukluklarda ortaya çıkabilen bir durumdur.
“Tanı” ne demektir?
Tanı, bireysel bir içsel yaşantının, tıbbi ve kurumsal bir kategoriye yerleştirilmesidir. Psikoz tanısı nasıl konur sorusu, bu nedenle sadece belirtilerin sayılmasıyla yanıtlanamaz. Tanı, belirti + yorum + bağlam üçgeninde oluşur. Sosyoloji tam da bu bağlam kısmına odaklanır.
Tanı süreci: Klinik olduğu kadar toplumsal
Kim tanı koyar, kim onaylar?
Resmî olarak psikoz tanısı, psikiyatri alanında yetkili uzmanlar tarafından; görüşmeler, gözlemler ve uluslararası tanı sınıflandırmalarına (DSM, ICD gibi) dayanarak konur. Ancak sosyolojik açıdan bakıldığında süreç çok daha erken başlar. Aile “bir tuhaflık” fark eder, komşular fısıldaşır, işyerinde “artık eskisi gibi değil” denir. Tanıdan önce etiketleme başlar.
Howard Becker’in etiketleme kuramını hatırlayalım: Sapma, davranışın kendisinde değil, o davranışa verilen toplumsal tepkidedir. Psikoz tanısı da çoğu zaman bu tepki zincirinin sonunda gelir.
Normal nedir, kim karar verir?
Psikozun belirtileri, “normal” kabul edilen düşünme ve davranma biçimlerinden sapma olarak tanımlanır. Peki normali kim belirler? Toplum. Dini bir deneyimin halüsinasyon mu yoksa kutsal bir tecrübe mi sayılacağı; kültüre, zamana ve iktidar ilişkilerine göre değişir. Aynı deneyim bir bağlamda “bilgelik”, başka bir bağlamda “psikotik belirti” olabilir.
Toplumsal normlar ve kültürel çerçeve
Kültürler arası farklar
Antropolojik ve sosyolojik araştırmalar, psikoz benzeri deneyimlerin farklı toplumlarda farklı anlamlandırıldığını gösterir. Örneğin bazı Afrika ve Asya toplumlarında “ses duyma” deneyimi, atalarla ya da ruhlarla iletişim olarak yorumlanabilir. Batı merkezli tıbbi bakış ise bunu çoğunlukla patoloji olarak kodlar. Bu durum, tanının evrensel değil; kültürel olarak inşa edilmiş yönlerine işaret eder.
Göç, dil ve yanlış tanılar
Saha araştırmaları, göçmen ve mülteci gruplarda psikoz tanısının daha sık konduğunu göstermektedir. Bunun nedenleri arasında dil bariyerleri, travmatik deneyimler ve kültürel yanlış anlamalar yer alır. Kişinin metaforik anlatımı, klinik ortamda “sanrılı düşünce” olarak yorumlanabilir. Burada eşitsizlik yalnızca ekonomik değil; sembolik ve dilsel bir eşitsizliktir.
Cinsiyet rolleri ve psikoz tanısı
Erkeklik, kadınlık ve görünürlük
Psikoz tanısı sürecinde cinsiyet rolleri belirleyici olabilir. Erkeklerde öfke, saldırganlık ve yüksek sesli davranışlar daha hızlı “tehlike” olarak algılanır ve kurumsal müdahaleyi tetikler. Kadınlarda ise duygusal iniş çıkışlar, uzun süre “duygusallık” ya da “hassasiyet” olarak normalleştirilebilir. Bu da tanının gecikmesine ya da farklı biçimlerde konmasına yol açar.
Bakım yükü ve sessizlik
Kadınlar, psikoz tanısı almış aile üyelerinin bakımını çoğunlukla üstlenir; ancak kendi ruhsal kırılganlıkları daha az görünür olur. Bu durum, Toplumsal adalet perspektifinden bakıldığında, tanı süreçlerinin bile cinsiyetli olduğunu gösterir.
Güç ilişkileri ve kurumlar
Tıp, devlet ve kontrol
Michel Foucault’nun delilik ve iktidar üzerine yazdıkları burada önemlidir. Psikoz tanısı, bir yandan yardım ve tedavi imkânı sunarken; diğer yandan bireyin özgürlüğünü sınırlayabilecek bir kurumsal gücü de beraberinde getirir. Zorunlu yatış, ilaç kullanımı ve hukuki kısıtlamalar bu gücün somut örnekleridir.
Kimin sesi duyulur?
Tanı sürecinde bireyin kendi anlatısı çoğu zaman geri planda kalır. Uzman dili, kurum raporları ve aile beyanları öne çıkar. Bu, güç asimetrisinin tipik bir örneğidir. Psikoz tanısı nasıl konur sorusu, bu yüzden “kimin bilgisi geçerli sayılır?” sorusunu da içerir.
Güncel akademik tartışmalar ve saha verileri
Tıbbi model vs. toplumsal model
Son yıllarda ruh sağlığı alanında, yalnızca biyolojik nedenlere odaklanan tıbbi modele karşı; toplumsal stresörleri, yoksulluğu, ayrımcılığı ve travmayı merkeze alan yaklaşımlar güçlenmektedir. Uzun süreli saha çalışmaları, şehirleşme, işsizlik ve sosyal izolasyonun psikotik deneyimlerle ilişkili olduğunu göstermektedir.
Tanının dönüştürücü ya da damgalayıcı etkisi
Akademik literatürde tartışılan önemli bir konu da şudur: Tanı, bireyi güçlendirir mi yoksa damgalar mı? Bazı kişiler için psikoz tanısı, yaşadıklarını anlamlandırmanın ve destek almanın kapısını açar. Bazıları için ise bu etiket, hayat boyu taşınan bir damgaya dönüşür. Bu ikilik, tanının toplumsal etkilerini görmeden anlaşılamaz.
Farklı perspektifler, kişisel gözlemler
Yakından bakınca
Psikoz tanısı almış biriyle sohbet ettiğinizde, çoğu zaman şunu duyarsınız: “Beni dinlemediler.” Bu cümle, sosyolojik olarak çok şey anlatır. Tanı süreçlerinin hızlandığı, sağlık sistemlerinin yoğunlaştığı çağımızda, dinlemek pahalı bir pratik hâline gelmiştir.
Toplum neyi duymak istemiyor?
Belki de bazı psikotik deneyimler, toplumun görmek istemediği gerçekleri dile getiriyordur. Aşırı rekabet, yalnızlık, anlam kaybı… Bu deneyimleri sadece bireyin zihnine hapsetmek, toplumsal sorumluluğu görünmez kılar.
Sonuç yerine sorular
Kendimize sormamız gerekenler
Psikoz tanısı nasıl konur sorusunu okuduktan sonra, belki de şu sorular üzerinde durabiliriz:
– “Normal” dediğimiz şey, kimin normali?
– Tanı koyarken hangi sesler bastırılıyor, hangileri yükseltiliyor?
– Kültürümüz, cinsiyet rollerimiz ve sınıfsal konumlarımız bu süreci nasıl şekillendiriyor?
– Ruhsal acıyı bireysel bir sorun olarak görmek, bizi hangi toplumsal sorumluluklardan kurtarıyor?
Bu yazıyı, kendi sosyolojik deneyimlerinizi ve duygularınızı düşünerek bitirmenizi isterim. Siz hiç “anlaşılmadığınızı” hissettiniz mi? Bir başkasının davranışını “normal” ya da “anormal” diye etiketlerken hangi ölçütleri kullandınız? Belki de psikoz tanısını anlamanın ilk adımı, başkalarının gerçekliğine biraz daha dikkatle bakmaktır.