İçeriğe geç

Kazanım ve göstergeler neye göre belirlenir ?

Kazanım ve Göstergeler Neye Göre Belirlenir?

Kazanım ve göstergelerin belirlenmesi, eğitimin, toplumsal değişimin ve sosyal adaletin temel yapı taşlarını oluşturuyor. Her ne kadar teorik bir kavram gibi dursa da, günlük yaşamımızda karşımıza çıkan örneklerle bu kavramların nasıl şekillendiğini çok net bir şekilde gözlemleyebiliriz. Özellikle toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından bu kavramların ne şekilde belirlendiği, bazen farkında olmadığımız ama hayatta önemli etkiler yaratacak sonuçlar doğurabiliyor.

İstanbul’da, sivil toplum alanında çalışan birisi olarak, her gün bu meseleleri sokakta, toplu taşımada ya da iş yerinde gözlemliyorum. Kazanım ve göstergelerin kim için, hangi koşullarda belirlendiği üzerine kafa yormadan geçemiyorum.

Kazanım ve Göstergeler Nedir?

Öncelikle, “kazanım” ve “gösterge” kavramlarını biraz açmak gerek. Kazanım, bir eğitim sürecinde, bireylerin ulaşması beklenen bilgi, beceri ve tutumların genel adıdır. Göstergeler ise bu kazanımların ne kadar gerçekleştiğini ölçmek için kullanılan araçlardır. Ama her kazanım ve gösterge, herkes için aynı şekilde belirlenmiş midir? Ya da belirlenen göstergelerin herkesi eşit şekilde temsil ettiğini söylemek mümkün müdür?

İç ses

Ben: “Hangi kazanım? Kimler için belirlenmiş bu kazanımlar? Kim karar veriyor?”

İçimdeki insan: “Kazanımlar, ne kadar adil belirleniyor, düşünmedin mi? Eğitimde de, hayatta da herkesin fırsatları eşit mi?”

Evet, “Kazanım ve göstergeler neye göre belirlenir?” sorusu aslında yalnızca eğitim sisteminin bir parçası olmaktan çok, toplumsal yapıyı şekillendiren bir tartışma konusu haline geliyor. Bu sorunun cevabı, kimlerin karar verdiği, hangi bakış açısının baskın olduğu ve hangi değerlerin ön plana çıkarıldığına göre değişiyor.

Kazanımların Belirlenmesinde Toplumsal Cinsiyet ve Çeşitlilik

İstanbul’un kalabalık sokaklarında yürürken, sıkça gözlemlediğim bir şey var: Hemen her adımda, toplumsal cinsiyetin, çeşitliliğin ve sosyal adaletin nasıl bir rol oynadığını görebiliyorum. Mesela, bir arkadaşımın çocuğunun okulunda, öğrencilere yönelik kazanımlar genellikle “erkek gibi” ve “kız gibi” tanımlamalar üzerinden şekillendiriliyor. Erkek öğrenciler için daha çok sayısal ve teknik beceriler, kız öğrenciler içinse dil ve edebiyatla ilgili kazanımlar ön plana çıkıyor. Halbuki her iki gruptan da herkesin en az bir kez isyan ettiği bir şey vardır: “Bana ne, ben bunu yapmak istemiyorum!”

Sokakta Bir Sohbet

Aysel: “Biliyor musun, geçen gün okula çocuklar için bir etkinlik yapacaklardı. Benim oğlum da gidiyordu, ‘İyi, biz hep birlikte gitar çalalım’ dediler. Ama çocuklar hep ‘kızlar gelmesin’ diyorlardı!”

Ben: “Ya, bu neyin kafası? Gitar çalmak sadece erkeklere mi özgü?”

Aysel: “İşte, kazanımlar da böyle belirleniyor. ‘Kızlar bunu yapamaz’ diye bir düşünceyle büyütülüyorlar!”

Günümüz eğitiminde, erkek ve kız çocuklarına atfedilen kazanımlar çoğunlukla birbirinden farklı. Kız çocuklarının duygusal zekâ ve iletişim becerileri üzerine kazanımlar geliştirilirken, erkek çocuklarına daha çok bilimsel, teknik beceriler üzerine odaklanan kazanımlar veriliyor. Ancak günümüzde, bu cinsiyet ayrımına dayalı kazanımların ve göstergelerin yanıltıcı ve sınırlayıcı olduğunu görebiliyoruz. Örneğin, birçok kız çocuğu, matematik ve mühendislik gibi alanlarda kendini oldukça yetkin hissedebiliyor, fakat bu yetenekleri genellikle göz ardı ediliyor.

Sosyal Adalet Perspektifiyle Kazanımların Belirlenmesi

Sosyal adalet perspektifinden bakıldığında, kazanımların ve göstergelerin belirlenmesi daha da önemli bir hal alıyor. İstanbul’da toplu taşıma araçlarında, işyerlerinde, bazen de sosyal etkinliklerde gördüğüm gibi, farklı grupların fırsat eşitsizlikleriyle karşılaştığı bir dünyada yaşıyoruz. Özellikle yoksul kesimler, engelli bireyler, LGBTQ+ topluluğu gibi gruplar, eğitim sisteminde adil kazanımlara ulaşmakta zorluk çekiyorlar.

Mesela, toplu taşımada engelli bireylerin kullandığı rampalar ya da engelli dostu tuvaletler genellikle “eksi” göstergelere sahip oluyor. Oysaki, engelli bireylerin toplumsal hayata tam anlamıyla katılabilmesi için bu gibi erişilebilirlik kazanımlarının doğru ve adil bir şekilde belirlenmesi gerekir. Fakat çoğu zaman, bu grupların ihtiyaçları göz ardı ediliyor.

İç Ses Yine

Ben: “Evet, bu toplumda engelli bireylerin eğitimde ne kadar zorlandığını düşündün mü? Kazanımlar, daha eşit olmalı.”

İçimdeki insan: “Evet, işte! Herkesin aynı fırsatlarla başlamadığı bir dünyada kazanımlar ne kadar gerçekçi olabilir?”

Kazanımların Belirlenmesinde Eşitlik ve Erişilebilirlik

Kazanım ve göstergelerin eşitlik ilkesine dayalı olarak belirlenmesi, yalnızca cinsiyet ya da sosyal adalet perspektifiyle sınırlı kalmamalıdır. Erişilebilirlik de bu sürecin önemli bir parçasıdır. Engelli bireyler için belirlenen kazanımlar, onların fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde düzenlenmelidir. Ancak İstanbul’da, toplu taşıma araçlarında engelli bireylerin ihtiyaçlarının karşılanması genellikle göz ardı ediliyor. İşte, kazanım ve göstergelerin doğru bir şekilde belirlenebilmesi için, her bireyin ve her grubun ihtiyaçları doğru bir şekilde analiz edilmeli.

Sonuç: Kazanım ve Göstergeler Neye Göre Belirlenir?

Kazanım ve göstergeler, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden bakıldığında, çok daha derin bir sorumluluk taşır. Bu kavramlar, sadece bireylerin bilgi ve beceri kazanımlarını değil, aynı zamanda toplumun her kesimine yönelik fırsat eşitliğini de yansıtmalıdır. Her birey ve her grup, kendisi için adil ve ulaşılabilir kazanımlar elde etme hakkına sahiptir.

Sonuçta, kazandığınız her yeni bilgi ve beceri, sadece bireysel gelişiminizle ilgili değil, aynı zamanda toplumun her bir bireyi için adaletli bir eğitim sürecinin parçasıdır. Bu yüzden kazanımlar ve göstergeler, herkesin eşit fırsatlar elde edebileceği şekilde belirlenmelidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir